İçerisinde bulunduğumuz hafta Belarus’ta yaşayan Polonyalı azınlığa uygulanan göz altı ve baskılar ile Kanada Vancouver’da yarışan Polak sporcuların katıldığı müsabakalar Polonya gündeminin  üst sıralarında yer aldı, lakin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri ile iyiden iyiye kızışan iç siyasette şu sıralar iyiden iyiye hareketlenmekte. Polonya’da 2010 yılının Kasım ayında yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimleri özellikle  başbakan Donald Tusk’un cumhurbaşkanlığı için adaylığını koymuyacağını açıklaması ile daha da ilğinç bir seyir almaya başladı.

28 Şubatta, Başbakan Donald Tusk’un Varşova Borsasında yaptığı konuşma esas itibari ile ekonomi ağırlıklı idi ve dünyayı kasıp kavuran ekonomik kriz sonrası Polonyanın 2009 yılı içerisinde ki ekonomik parametler üzerine kurgulanmıştı ve Tusk bu açıklamaları yaparken arkasında ki dev ekran, krizde küçülen ekonomilerin kırmızıya boyandığı bir Avrupada Yeşil rengi ile büyüyen Polonya ekonomisi üzerine analizler yapmakta idi ve hükümetinin ekonomi alanında ki başarılarını anlatiyordu. 2005 cumhurbaşkanlığını kıl payı kaybeden Donald Tusk’un favori olarak kabul edilmesine rağmen cumhurbaşkanlığı seçimlerine iştirak etmeme kararı alması Polonya kamuoyunda tam manası ile soğuk duş etkisi yarattı. Donald Tusk cumhurbaşkanlığına aday olmayacağını açıkladığı tarihi konuşmasında cumhurbaşkanlığına adaylığını koymamasının en önemli sebebi olarak Polonya içi daha birçok yapılacak işin olduğunu ve cumhurbaşkanlığı sarayında oturmak istemediğini gerekçesini gösterdi1.

Tabi ki bu tarrışmalar ile birlikte cumhurbaşkanlığının seyri ve adaylar ile alakalı daha farklı tartışmalarda ateşlendi. Cumhurbaşkanlığı ile alakalı olarak şuan en çok tartışılan konu en son yapılan anketlerde halk desteği % 57 lere varan2 iktidar partisi Sivil Platformundan (Platforma Obywatelska, PO ) cumhurbaşkanlığı seçimlerine kimin aday gösterileceği ve Donald Tusk’un kararının rakiplerinin elini güçlendirip güçlendirmeyeceği sorusu, dahası bu iki aday arasında yapılacak tercihin parti içerisinde herhangi bir ayrışıma veya kopuşa neden olup olmuyacağı idi.

Sivil Platformundan Donald Tusk’un kararını açıklamasından sonra cumhurbaşkanlığı için adı ön plana çıkan iki isim bulunmakta. Polonyanın şuan ki dışişleri bakanı Radoslaw Sikiorski ve meclis başkanı Bronislaw Komorowski, hangi adayın Sivil Platform adına cumhurbaşkanlığına aday göstereceği ise parti içerisinde yapılacak istişareler neticesinde belirlenecek bu arada yaşanan bu süreçte Sivil Platformu arasında ayrışmaya ve kısa gelecek içerisinde bir bölünmeye neden olabileceği de Varşova kulislerinde dile getirilmekte tabii ki parti yöneticileri bu tür söylentileri keskin bir dille inkar etmekteler.3 Başbakan Donald Tusk’un kendiside iki aday arasında seçim yapmanın ne kadar zor olduğunu dile getirerek meselenin ehemmiyetini geçen hafta ki demeçlerinde içtenlikle vurguladı.4

Polonyanın belki de Batı da en tanıdık siması olan Radoslaw Sikorski 1963 doğumlu. Adı özellikle  dayanışma sendikası boykotları esnasında Gdansk şehrine yakın Bydgosz şehrinde liderliğini yaptığı öğrenci haraketleri ile gündeme taşınan Sikorski sıkı yönetimin ilanı ile İngiltere kaçar ve orada siyasi sığınma hakkı elde eder. Oksford üniversitesinde siyasal, ekonomi ve felsefe eğitimi alan dışişleri bakanı kariyerine daha sonra gazeteci olarak devam ederek Afganistan ve Angola savaşlarını yakından takip etme imkianı buldu5. 1992 yılında Polonya’ya kesin dönüş yapmadan önce bir ara Murdoch un Polonya yatırımlarında danışman olarakta çalışır. Daha sonra çeşitli hükümetler döneminde savunma bakanı yardımcılığı ve savunma bakanlığı yapan Sikorksi, 2007 seçimlerinden beri Polonya dışişleri bakanı olarak görev yapmakta. Amerikalı bir gazeteci ile evli ve iki çocuk babası olan Radoslaw Sikorksi iç siyasette libarel bir görüş benimserken Polonyanın AB ve ABD ile ilişkilerine büyük önem atfetmekte. Güçlü bir Polonyanın AB ve ABD ile gerçekleştirilecek ittifakından geçtiğini her fırsatta dile getirmekte ve Polonyanın harici siyasetinde kendi döneminde bu çizgide ilerlemesine dikkat etmekte. Rusya ile Polonyanın arasında üst düzey gerginliklerin yaşanmasına neden olan anti – roket anlaşması da yine onun dışişleri bakanlığı zamanda imzalanmış ve bu sürecin müspet neticelenmesi için hükümet içerisinde faal şekilde çalışmıştır. Rus – Gürcü savaşında da Rus işgaline şiddetle karşı çıkarken Batının Gürcistasn’ı yalnız bırakmasını  Polonya tarihinden verdiği örneklerle eleştirmiştir. 6 En son olarak adı NATO sekreterliği için kulislerde speküle edilen Radoslaw Sikorski, genç ve dinamik kişiliği

ile yeni nesil Polonyalılar arasında popüleritesi bir hayli yüksek ve Batıda değişen Polonyanın yeni yüzü olarak kabul edilirken hem Polonyada hem Brüksel ve Vaşington tarafından adaylığı sıcak bir şekilde karşılanacak gibi görünmekte.

19527’de  Polonyanın Küzey – Doğusunda yerleşen Oborniki Slaski kentinde  muhafazakar bir ailede dünyaya gözlerini açan Bronislaw Komorowski, adını Moskova yörüngeli uydu bir devlet olan Polonya Halk Cumhuriyeti döneminde kaleme aldığı muhalif yazılar ve çıkardığı dergiler ile duyurmaya başladı. Varşova üniversitesinde tarih eğitimi alan Komorowski’ de Gdansk tersanelerinde ki direnişleri aktif şekilde desteklemiş ve komunizmin yıkılması ile birlikte siyaset sahnesinde boy göstermeye başlamıştır. Doksanlı yılların başında meclise giren Komorowski 2000 – 2001 yılında Jerzy Buzek hükümetinde milli savunma bakanlığı görevini ifa etmiştir. Sivil Platformun kurucu üyeleri arasında yer alan Bronıislaw Komorowski 2007 yılından beri meclis başkanı olarak görev yapmakta. Evli ve Beş çocuk babası olan meclis başkanı uluslararsı sahnede pek tanınan bir sima olmamakla birlikte özellikle Sivil Platformu içerisinde tutulan ve saygı ile anılan bir isim.

Uzmanlar Sivil Platformun her iki adayınında cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci dönemde adaylığını koyacak olan Lech Kacynski karşısında eşit şansı olduğu görüşünde hemfikir. Polonyanın bağımsızlık simgesi olan Lech Walesa, Donald Tusk’un kararını yerinde bulurken aday olarak Komorowski yi desteklediğini bildirdi.8 Donald Tusk ise kendisi ve partisi için iki adayında eşit şansı olduğunu vurgularken, Sivil Platformun Polonya için Amerikan tarzı başkanlık sistemini destekelediğini bildirdi. Kamoyu nezninde Radoslaw Sikorksinin halk nezninde popularitesinin yüksek olması ile birlikte, Komorowski’nin cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda Sivil Platformu ile daha uyumlu çalışacagıda bir gerçek, bunda hem

yaşı hemde kuruculari arasında yer aldığı Sivil Platforma olan yakınlığının büyük rolü var dahası cumhurbaşkanlığı konusunda meclis başkanı istekli olduğunu geçen hafta yaptığı mülakatta  komuoyu ile paylaşarak bir nevi partisinede mesaj vermiş oldu. 9

Sivil Platformundan her kim cumhurbaşkanlığına adaylığını koyarsa koysun karşılarında rakip olarak Hak ve Adalet Partisinin destekleyeceği ve halihazırdaki cumhurbaşkanı Lech Kaczynki yi bulacak ama belirtilmesi gereken husus henüz cumhurbaşkanı Kaczynski resmi olarak adaylığını ilan etmiş olmaması. 1949 yılında başkent Varşovada dünyaya gelen cumhurbaşkanı eğitimli bir ailede dünyaya gelmesinin avantajlarını görmüş ve eğitim kariyerini devam ettirerek profesör ünvanına kadar yükselirken, Polonya cumhurbaşkanları içerisinde farklı bir yer edinmiştir. Birçok Polonyalı siyasetçi gibi oda Gdansk tersanelerinde yaşanan olaylarda yer almış ve grev komitasına danışmanlık yapmıştır. Kamu alanında memuriyetinden sonra ikiz kardeşi ile muhafakazar Hak ve Adalet Partisini kurarak siyasete girmiş ve Varşova belideyi başkanı seçilmiştir. Belediye başkanlığı esnasında en fazla akıllarda kalan icratı ise Varşovada düzenlenmesi planlanan eşcinseller yürüyüşüne izin vermeyerek10 Polonyanın insan hakları mahkemesi tarafından cezai yaptırıma çarptırılmasına neden olmaktır.  2005 yılında cumhurbaşkanı seçilen Kaczynski kardeşinin başbakanlık görevinden ayrılması ile iktidara gelen Donald Tusk yönetimi ile yaşadığı krizler ile kamuoyunda yer aldı. Koyu bir Katolik olan cumhurbaşkanı adalet ve eşitlik kavramlarına vurgu yaparak özellikle yolsuzluk ile mücadelesi sayesinde orta sınıfın, dindar ve muhafazakarların desteğini almakta. İdam cezasının Polonyaya geri getirlmesi yönünde yaptığı çıkışlar ve Polonyanın Rusya vetosu ile Avrupa Birliğinden tepki alan cumhurbaşkanı iç siyasette sahip olduğu desteğe uluslararası arenada sahip değil.

Gün itibari ile 2010 Kasım seçimleri için sol kanattan Tomasz Nalecz –  Milli meclis eski başkanı ve merkez soldan Polonya Sosyal Demokrat Partisi üyesi – liberal demokratlar tarafından desteklenen bağımsız aday Andrzej Olechowski ve Demokratik Sol İttifakının adayı  Jerzy Szmajdzinski resmen adaylıklarını açıklarken sağ  kanattan Özgürlük ve Adalet Düzeni Partisi adayı Janusz Korwin – Mikke resmi olarak adaylığını açıklamış durumda.

Eski cumhurbaşkanlarının adaylıklarına gelince, iki dönem üst üste cumhurbaşkanı seçilen Aleksander Kwaszniweski’nin adaylığı Polonya yasalarının bir kişinin iki dönemden fazla cumhurbaşkanlığı yapmasını engellediği için teknik olarak mümkün değil lakin eski cumhurbaşkanının  Polonyada popülaritesi hala yüksek. Dayanışma sendikasının lideri Lehc Walesa 1995 yılında tattığı mağlubiyetten sonra 2010 yılındaki seçimlerede adaylığını koymuyacak gibi görünmeke – tarafından aksi halen ilan edilmiş olmamakla birlikte- .Wojciech Jaruzelski ve  Ryszard Kaczorowskininde teknik olarak adaylık şansları mevcut lakin 2010 Kasım ayında her iki sabık cumhurbaşkanın yaşları düşünülecek olursa ( 2010 Kasımda  Jaruzelski 87 Kaczorowski 91 yaşında olacak ) pekte muhtemel görülmemekte.

Polonya siyaset sahnesinde çok beklenmeyen bir durum olmadığı sürece 2010 Kasım seçimleri Hak ve Adalet Partisi tarafından desteklenecek Lech Kaczynski ile Sivil Platformun adaylığına karar vereceği Bronislaw Komorowski yada Radoslaw Sikorski arasında geçecek gibi görünmekte, lakin Donald Tusk hala resmi olarak cumhurbaşkanlığına aday olma statüsüne sahip ve önünde Sekiz aydan fazla bir zaman dilimi var.

2011 yılında Avurpa Birliği dönem başkanı olacak Polonya için veto hakkı ve dış politika alanında dar yetkileri bulunan sembolik bir makam olmasına rağmen hem ekonomik kriz ile boğuşan iç siyaet hemde AB – ABD – Rusya üçgeninde genişleyip daralan dış siyasette Polonya için önemli bir dönemeç. Yukarıda da belirritiğimiz gib heran farklı şeylere gebe olan siyaset 2010 Kasım’a kadar birçok değişikliğe sahne olabilir lakin cumhurbaşkanlığı seçimleri ve neticesi Polonya için olduğu kadar AB ve ABD ve Rusya için etkileyici bir nitelikte olacağı muhakkaktır.

Davut Han Aslan
University of Economics and Computer Science in Warsaw
(Varsova Ekonomi ve Bilgisayar Bilimleri Universitesi)