Pablo Neruda’dan Louis Aragon’a, Vítězslav Nezval’den Yannis Ritsos’a, Pablo Picasso’dan Paul Eluard’a kadar herkes aynı şeyi söyledi: “Nazım Hikmet, dünyanın en büyük şairlerinden biri.

Sevenleri ve okurları, onu yoldaş bildiler; yalnızca “Nazım” dediler ona. Nazım, bir şiirinde “Bu Leh türküsü içimde, derinde, yarı aydınlık bir suyu uyandırıyor” diye yazmıştı. Bu duyguyu, büyük dedelerinden birinin Polonyalı oluşuna bağlamıştı. Ona göre, Polonya’da gördüğü ovalar, belki bu yüzden Türk ovaları gibiydi. Belki bu yüzden, sarı bıyıklı, uzun boyluydu. Hatta Varşova’da gördüğü güzel kadın, bu yüzden karısı Münevver’e benziyordu! Şairdi ne de olsa Nazım; benzetme sanatında ustaydı.

nazim_hikmet_3

Lehistan Mektubu” şiirini şöyle bitirmişti: “Göğsümü kabartmıyor değil / Dedelerimden birinin Lehli oluşu“… Andığı büyük dedesi Konstanty Borzęcki, Polonyalı genç bir subayken 1848 Devrimi’ne katıldı. Kanla bastırılan ayaklanmanın sonunda birçok asker gibi ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Borzęcki, İstanbul’a gelip Osmanlılara sığındı. Mustafa Celaleddin adını alarak Müslüman oldu. Osmanlı ordusunda paşalığa kadar yükseldi. Beş dil bilen, resim yapan, harita çizen Mustafa Celaleddin Paşa, 1869’da “Les Turcs: Anciens et Modernes” (Eski ve Yeni Türkler) kitabını yazdı. Kitapta, Türklerin dünya uygarlığına yaptığı katkıları anlatıyor ve Yunan-Roma uygarlıklarının da onlardan etkilendiğini söylüyordu. Mustafa Celaleddin Paşa, 1876’da, Türk-Sırp Savaşı’nda, Spuž’daki bir çatışmada şehit düştü.

Türk ulusçuluğunun temel yapıtlarından biri olan “Eski ve Yeni Türkler” kitabının önsözünde şöyle diyordu: “Bu içten ve tarafsız denemenin, ikinci vatanımın yurttaşlarının kaderinin güzelleşmesine ve Doğu’daki gelişme hareketinin kolaylaşmasına katkıda bulunması dileğiyle!”

Türk topraklarını ikinci vatanı bilen Konstanty Borzęcki‘nin torununun torununa, yani Nazım Hikmet‘in oğlu Memed‘le annesi Münevver Hanım‘a da yıllar sonra Polonya ikinci vatan oldu. 1958’de Varşova’ya, Nazım’la yeniden bir araya gelmek umuduyla gelen ana oğul, yaşadıkları hayal kırıklığının ardından, on beş yıl bu kentte yaşadı.

Yazar: Akgün Akova

Kaynak: Polonya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu