Nazım Hikmet’den ‘Lehistan Mektubu’

Polonya asıllı şairimiz Nazım Hikmet’den Lehistan Mektubu isimli şiiri…

Sizlerle paylaşıyoruz…

——————————

Lehistan Mektubu

 

sevgilim,gonca gülüm

başladı lehistan ovasında yolculuğum:

küçücük bir çocuğum,

bakıyorum ilk resimli kitabıma;

küçücük bir çocuğum,

sevinçler içinde hayretler içinde;

küçücük bir çocuğum,

bakıyorum ik resimli kitabıma,

insanları,hayvanları,eşyaları

daha renkli ,daha güzel

yeni baştan keşfedecek

lehistan ovasında bahar.

ışığında şahin olup uçasın gelir,

deresinde sazan olup yüzesin gelir,

yeşili çiğ çiğ yiyesin gelir.

bir bizim oraların baharları böyledir:

sesin var mı ,yok mu ,bakmaz

zorla türkü söyletir

uykunda bile yakanı bırakmaz

girer,düşüne girer

güneşlerle yüklü dallar…

lehistan ovasında bahar,bahar,bahar.

 

sevgilim,gonca gülüm,ah gonca gülüm

sokmak için fırsat kolluyor ölüm

çöreklenmiş sol memenin altında;

rezillik olurdu,zulüm mü,zulüm

ayrılmak dünyadan bahar vaktinda.

 

sevgilim, dayı kızım, memed’imin anası,

dedelerimizden biri

1848 polonya muhaciri.

belki o güzel varşovalı kadına, senin

ikizmiş gibi benzeyişin bundandır.

belki ben bu yüzden böyle sarı bıyıklı,

böyle uzun boyluyum,

oğlumuzun gözleri böyle kuzey mavisi,

belki de bu yüzden bu ova bana

bizim ovaları hatırlatıyor,

yahud da bu yüzden bu leh türküsü,

içimde, derinde, yarı aydınlık

uyuyan bir suyu kımıldatıyor.

 

lehistan’dan gelmiş dedelerimizden biri,

gözlerinde karanlığı yenilginin,

saçları al kana boyalı.

uykusuz geceleri borjenski’nin

benimkine benzer olmalı.

tıpkı benim gibi o da

çok uzaklarda kalan bir ağacın altında

unutmuş olabilir uykusunu.

onu da benim gibi deli etmiştir, deli,

her solukta alıp ta memleket kokusunu

memleketi bir daha görmemek ihtimali.

 

sevgilim

nerde,ne zaman hürriyet dövüşmüş de

ön safında polonyalı bulunmamış?

bir zenci türküsü olacak,

harlem’de söylenen bir türkü.

kederli biraz,umutsuz degil,

karanlik gibi yumuşak.

eminim,bir zenci türküsü olacak,

harlem ‘de söylenen bir türkü.

usullacık,usullacık okur onu anneler,

çocuklar uykuya korkusuz varır:

kapının önünde dolaşmaktadir

savannah’ta zenciler için ölen

ak kanatlı

polonyali atlı

pulavski kazimir

 

millletlerin baharıydı

uzak kayalıklarda açan çiçeklerin

ışıklı balıydı hürriyet,

milletler arıydı

milletlerin baharıydı

bahardı,bir tanem

büyük bir bahar.

yürüdü macar ordusunun önünde

öfkeli ufacık bir ihtiyar,

lehistan’in en yeşil dali general bem…

paris’e gidebilsem,dayı kızı,paris’e gidebilsem,

yağmur yağsa o gün öğleden önce

öğleden sonra açsa güneş.

kızıl bir bayrak gibi inse akşam

 

varşova’dan getirdigim beyaz gülü

dombrovski vroslav’ın kabrine koysam.

biliyorsun,gülüm

en kutsal umudumuzun ağacı

lenin’in memleketinde dikildi

fidandı henüz

karlı gecelerde onu bekledi

elleriyle ısıtarak sabahlara dek

büyük çekist cercinski felisk

yetmiş yedi milletin kanı

karışıp ispanyol kanıyla

aktı ispanya toprağına

dedim ya,dayı kızı,dedim ya

nerde,ne zaman hürriyet dövüşmüş de

ön safında polonyalı bulunmamış?

öyle şey olmaz.

dövüştü sarı,genç aslanlar gibi valter(sverçevski)

saragossa’da o yaz.

dövüştü ölüme karşi

hayat gibi akıllı,kurnaz

dövüştü gülerek,şakalaşarak,

valter biliyordu ki,toprak

tel örgülerin önünde durdurulmaz

ve öyle karanlıkta kaçak maçak degil,

ay ışığinda,hatta güpegündüz

geçer sınır topraklarını pasaportsuz.

valter biliyordu ki

madrit’te çıkan yangın

varşova’yı yakabilir.

varşova yandı,gonca gülüm

varşova yandı.

gamalı haçıyla paris’e girdi ölüm

moskova kapılarına dayandı.

kan aktı

hiçbir kitabın yazmadığı

hiçbir türkünün söylemedigi kadar.

stalingrat’ta yüzgeri etti ölüm,

kovalandı inine dek

ve orda iki büklüm

can verdi.

valter ölümü yenenlerle beraberdi.

 

sevgilim,gonca gülüm,

başladı lehistan ovasinda yolculuğum.

lehistan’da millet sosyalizmi kurmakla meşgul

 

sosyalizm

yani şu demek ki,dayı kızı,

sosyalizm

senin anlayacağın yani,

el kapisinin yokluğu değil de imkansızlığı.

ekmeğimizde tuz

kitabımızda söz,

ocağımızda ateş oluşu hürriyetin,

yahut,başkası yel de ,

sen yaprakmışsın gibi titrememek,

bunun tersi yahut…

sosyalizm,

devirmek dağları el birliğiyle,

ama elimizin öz biçimini,

öz sıcaklığını yitirmeden.

yahut,mesela,

sevgilimizin bizden ne şan,ne para,

vefadan başka bir şey beklemeyişi…

sosyalizm,

yani yurttaş ödevi sayılması bahtiyarlığın.

yahut,mesela,

-bu seni ilgilendirmez henüz-

esefsiz

güvenle

emniyetle

gölgeli bir bahçeye girer gibi

girebilmek usulcacık ihtiyarlığa,

ve hepsinden önemlisi,

çocukların,ama bütün çocukların,

kırmızı elmalar gibi gülüşü

göğsümü kabartmıyor değil

dedelerimden birinin lehli oluşu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir