Auschwitz-Birkenau: Milyonlarca insanın kül edildiği toplama kampına gittik!

Mahkumların günde 11-12 saat çalıştığı, sadece hayatta kalmalarına yetecek kadar yemek verildiği ve kimliklerinin kollarındaki birkaç haneli dövmeden ibaret olduğu yerin kapısında yazan yazı ile başlıyoruz bugün: Çalışmak Özgürleştirir!

Öncelikle biraz ölüm kampının tarihi geçmişinden bahsetmeye çalışacağım ve sonrasında müze ile ilgili kısa bilgi verip sizleri burada davet edeceğim. Tabi ki hakkında o kadar kitap yazılan, belgesel ve filmler çekilen bir soykırımı size 3-5 dakikada anlatmam imkansız. Sadece elimden geldiğince kısaca bilgiler vermeye çalışacağım.

Milyonlarca insanın katledildiği Nazi Toplama Kampı, Polonya’da Krakow şehrimize 70km uzaklıkta bulunan Oswiecim kasabasında bulunuyor. İkinci dünya savaşı denilince akla gelen ilk yerlerden biri Auschwitz, 1940-1945 yılları arasında insanların katledildiği yerdir.

Nazi ve Adolf Hitler, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde katliamlar yapmaktan hiç geri durmadı. Bugün Auschwitz’i ziyaret ettiğimiz için, bu kampta yaptıkları soykırımdan bahsetmeye çalışacağım.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Auschwitz, insanların sadece özgürlüklerinin elinden alındığı bir hapishane değil; aynı zamanda köle gibi çalıştırıldıkları, keyfen cezalandırıldıkları, özellikle çocuklar ve ikizler üzerinde deneylerin yapıldığı ve belki de insanlık tarihi boyunca kurulan en şeytani fikrin vücüt bulmuş halidir. Nazilerin yaşayan mahkumların iş gücünden, öldürdüklerinin saçlarından, altın dişlerine kadar kullandıkları ve yıllar içinde sistematik hale getidiği ölüm kampı.



Bilinenin aksine gaz odaları en başından itibaren kullanılmıyordu. İnsanlar kurşuna diziliyor, asılarak idam ediliyordu. Ancak zamanla mahkum sayısının artması ve kurşunla öldürmenin maliyetli olması sebebi ile toplu ölümler yapabilecekleri bir yol arayıp sonunda 1941 yılında Zyklon B isimli zehiri kullanmaya başladılar. Katı halde bulunan Zyklon B oda sıcaklığında gaz haline geliyor. Krimatoryumlarda duş başlıkları ile dizayn edilen gaz odaları günde onlarca yüzlerce kişiyi ölüme gönderiyor ve bitişiğindeki fırınlarda cesetleri yakılıyordu. Tabii kamptaki tüm pis işleri olduğu gibi yakma işlemini de mahkumlar yapıyordu. İnsanlar eşlerini-dostlarını yakmaya mecbur ediliyordu.

Cesetlerin metal, altın dişleri sökülüp eritiliyor; daha sonra fabikalarda işlenmek üzere Almanya’ya gönderilecek saçları ise kesiliyor, en sonunda yakılan cesetlerin külleri ya gömülüyor ya da nehre atılıyordu.

Bugün Auschwitz’i gezerken, mahkumların ceza fişlerine de rastlayabiliyoruz. Örneğin, bir mutfaktan ‘hakkı olmayan’ ekmeği aldığı için bir hafta yemek verilmeden hücre hapsi cezası alan mahkumlar vardı. Ekmek almanın bedeli…

1942 yılında Auschwitz artık gelen mahkumlara yetmeyince, Birkenau isimli yeni bir kamp inşa edildi. Gelen mahkum sayısının çokluğunun anlaşılması açısından, yeni kampın inşaasına tuğla binaların yapımı ile başlandığını ancak çok zaman aldığı ve maliyetli olduğu düşünülerek tahtadan 250 baraka ile bitirildiğini söyleyebiliriz.

Sayım yapıldıktan sonra çalışmaya götürülen mahkumlar akşam yine sayım yapıldıktan sonra barakalarına dönüyorlardı. Tabii bu olayı bu kadar kolay anlatırken sayımın bazen saatlerce sürdüğü ve Polonya’nın soğuğunda insanların dışarıda beklediğini de düşünmek gerekir. Öyle ki, o yıllarda, Polonya çok daha soğuk bir memleketti.

Katledilenlerin hepsi Yahudi değildi. Sadece büyük çoğunluğunun Yahudi olduğu biliniyor. Polonyalı profesörler, doktorlar ve bilim adamları da ‘rejime’ karşı gelirlerse, o kampa götürülüyordu. Seslerini çıkarıp bu katliama dur diyen herkes, toplama kampına kapatılmaya mahkum ediliyordu. Diğer yandan Yahudileri saklayan ve onların kurtulmasına yardımcı olan ya da yardımcı olmaya çalışan Polonyalılar da mahkumlar arasındaydı. Ayrıca Avrupa çevresinde kaçırabildikleri mahkumları da yine Auschwitz’e getirip katletmişler.

Auschwitz ve Birkenau’da yaklaşık 1.3 milyon kişinin katledildiği biliniyor. Ayrıca tüm Nazi toplama kamplarını göz önünde bulundurursak, bu rakamın 6 milyonu bulduğunu görebiliyoruz. Şanslı olan çok küçük bir azınlık ise sağ olarak kaçmayı ya da kurtulmayı başarmıştı.

Kampa ilk gelen misafirlerin öncelikle maddi değer taşıyan alyans, kolye gibi eşyaları toplanırdı. Giysi ve ayakkabıları da Nazi askerlerine gönderilirdi. Buraya gelen halka yanlarında en değerli eşyalarıyla gelmeleri söylenmişti. Çünkü onların buradan Kanada’ya gönderilecekleri, orada son derece refah bir yaşam sürecekleri anlatılıp kandırılarak, bu toplama kamplarına getirilmişlerdi. Bazıları çeşitli yalanlarla kampa kaçırılmış, bazıları ise direkt ölüme bile bile mecburen gitmişti… Kampa gelen esirler en ağır işlerde çalıştırılmış, artık dayanacak gücü olmayanlar ise ya devasa boyutlardaki fırınlarda yakılmış ya da gaz odalarında tavana asılı borulardan püskürtülen zyklon b gazıyla zehirlenerek öldürülmüşlerdi.



Fırınlarda insanlar yakılınca, gökyüzünü öyle bir siyah duman ve öyle pis bir koku sarıyormuş ki birkaç kilometre öteden bile hissedilebiliyormuş.

Çocukların üzerinde çeşitli akla hayale sığmayan deneyler de yapılmış. Örneğin, basınç testleri, ya da hadım etmek gibi…

Adolf Hitler şüphesiz bir numaralı soykırım makinesiydi. Ancak bu kampta onun bu projesini ‘aşkla’ yapan bir ölüm makinesi daha vardı: Josef Mengele… Yüzbinlerce insana olağanüstü işkenceler yapan ya da yaptıran Mengele, aslında bir doktordu. O ise insanları iyileştirmek yerine, kampta mahkumlar üzerinde deneyler ve işkenceler yaptı. 1949’da önce Arjantin’e sonra da Paraguay’a kaçtı. 1959’da Paraguay’dan vatandaşlık aldıktan sonra, Brezilya’ya geçti. Başka bir kimlikle yaşamını sürdürdü ve sonrasında 1979’da Sao Paulo’da öldü.

Kampın birinci kısmında 28 barakayı, insanların asıldığı dar ağaçlarını, kurşuna dizildikleri duvarları, ve tek kişilik hücreleri görüyorsunuz. Bebeklerin, kadınların ve erkeklerin kullandıkları eşyalar da cam paravanlar ardında sergileniyor.

Kampa getirilmeye başlandıktan birkaç yıl sonrada kaçmalarını önlemek ve kayıt altında tutabilmek amacıyla, mahkumların vücutlarına dövme türü numaralar basılmış ve resimleri çekilmiştir. Bu resimler barakaların koridorlarında sergilenmektedir.  Kampın etrafının elektrik verilmiş tellerle çevrili olduğunu da belirtmek isterim. Gezerken hala izlerini görürsünüz.

13 numaralı hücrede kalan o günlerde 90 yaşından fazla olan bir rahibin, aynı koridordaki genç bir esirin idam edilmeye götürülüşüne dayanamayıp, “o daha çok genç ve onu bekleyen eşi ve çocukları var. Onun hayatı yerine benimkini alın” deyip, kendisini öne atması. Ve askerlerinde buna karşılık rahibi öldürmeleri, bu genç esirin yıllar sonra o kamptan kaçmayı başarması, ailesine kavuşması ve bu hayatını kurtaran rahibi anlatması çok etkileyiciydi.



Tarihteki insanlık ayıplarından ve soykırımlarından en alâsından birinin yaşandığı bu kampı mutlaka görüp ibret almak gerekir. İnsanların büyük kısmı, ‘yok artık, o kadar insan nasıl öldü ve dünya sessiz kaldı?’ derken, bu kampı (ki artık müze oldu diyelim) ziyaret ettikten sonra fikirlerinin tam anlamıyla değiştiğine emin olabilirsiniz.

Kamp 1945 yılında Rusya’nın Almanya’yı mağlup etmesi ile özgürleştiriliyor ve 1947 yılında müze haline getiriliyor.

Kampın yönecitisi SS subayının eşi ve çocukları yakalandıklarında, kampın içindeki bu blokta yaşamalarına rağmen hiçbirşeyden haberlerinin olmadığını söylemişler. (yorumsuz)

Kamp arabayla birbirine 5 dakika uzaklıktaki iki bölümden oluşuyor. İçeriye, üzerinde “Çalışmak Özgürleştirir!”  diye büyük harflerle yazılmış demir bir kapıdan giriyorsunuz. Danışmadan bilet ve size verilen özel rehberinizi duyabilmeniz için kulaklıklarınızı alıp kampa giriyorsunuz. Eğer akşam 16:00’dan sonra girecekseniz, ücretsiz bilet alabilir ve rehbersiz şekilde kendiniz de gezebilirsiniz.

Nazi’nin Polonya’da gerçekleştirdiği katliamlarla ilgili filmleri de tavsiye ederiz.

Pianist… Kampı ve Nazi’nin yaptığı soykırımı anlatan en iyi filmlerden biri.

Zookeeper’s Wife… Varşova hayvanat bahçesi’nin sahibi ve eşi, yüzlerce Yahudi’yi koruyup kolladı ve Varşova’daki Nazi kamplarından kaçırdılar. Bu film de o olayı gayet güzel anlatıyor. İzlemelisiniz.

Schindler’s List… Krakow’da yahudi çalışanlarını koruyan biriydi, Oskar Schindler.. Krakow’a gelmişken müze olarak kullanılan fabrikayı da ziyaret edebilirsiniz. 1993 yapımı filmini de izleyebilirsiniz.

Vedego işbirliği ile hazırladığımız yazımıza vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir